İNSAN İÇİN TEK GERÇEKLİK!
İnsan.. İnsanın en iyi bildiği nedir diye sorulsa muhtemelen verilecek cevaplar bir dairenin içinde birkaç farklı köşeden ibaret olacaktır. Yani büyük ihtimalle birbirine çok benzeyecektir.
Bu takıldı bu gece aklıma. Bir iki haberden sonra. Haberini
aldığım insanları ne ben tanırım ne de onlar beni. İnanın yüzlerini dahi
görmedim daha önce.
Ama haberleri içinde gördüğüm şeyi fark etmemi sağlayan;
benimde onlardan biri olmam ve onlar gibi bir hayata sahip olmamla ilgili. En
başta insan olmamızla ilgili.
İnsanın en iyi bildiği şey herhalde en çok yapageldiği şey
olsa gerek. Değil mi dostlar? Zira sürekli yapıyor olmasının kazandırdığı
tecrübe onda yığılı bir birikim halini almıştır. Elbette bunun yanında bir
takım reflekslerde sıralanır. Ve buna ek olarak alışkanlığa dönüşmüş yanları.
Şimdi diyebiliriz ki hayatta var olan her şey böyledir. Bu temeller üzerine
inşa edilir. Evet, benimde buna itirazım yok.
Bu haliyle diyebiliriz ki insanın en iyi bildiği şey kendine
ait olan yaşamıdır. Birinin başka birine ait bir yaşamı bilmesi neredeyse imkânsız
gibiyse; bir kişinin kendine ait olan yaşamı bilmemesi de bir o kadar imkânsızdır
değil mi?
Neticede kendisine ait. Ve somutun ötesinde manevi içeriğine
de bir tek kendi erişimi vardır. Kalbi kendisine ait; aklı, düşüncesi, hisleri
kendisine ait. Yani bildiği şey sadece sürdürdüğü hayat değildir. Bu hayatla
olan tüm bağlarını ilişkisini de bilmektedir zira bu; kendisini kendisi yapan
şeydir.
Asıl soru ya da sorun ise şu ki dostlar bir insan bu denli
iyi bildiği bir şeyin içerisinde nasıl kaybolabilir? Kendini nasıl bu denli
kaybolmuş hissedebilir? Nasıl bu denli yalnızlaşabilir?
İşte aklıma takılan konuya dair düşünürken vardığım netice
bu oldu ve bunu da sizlerle paylaşmak istedim. Bunun tek bir açıklaması
olabilir. Oda yaşadığı ve bildiğini sandığı şeyin gerçekte ancak Allah’ın izin
verdiği kadar gerçek olabildiğidir. Allah’ın izin verdiğinden ötesinin bir
serap olmasından kaynaklıdır bu yalnızlık ve kayboluş.
Süregelen bir hayatınız seçimleriniz hedefleriniz… Ancak ve
ancak Rabbin dilemesinin neticesi. Yani birinin yaratıyor olması gerekir
temenni ettiğimiz şeyin gerçekleşmesi için. Ancak bir hedef düşününki asla
ulaşamıyorsunuz. Yani 40 sene bir ev alabilmek için uğraşmış birinin; içinde
bir yıl bile geçirmeden evinin depremde yıkılması. Ya da yıllarca okuyup bu gün
inşaatta çalışan bir öğrencinin vardığı netice. Ne fark eder? Yani düşünün
dostlar ulaştığınız neticede mutlu olabilmeniz için ismini bile bilmediğiniz
bir hastalığın sizden uzak kalması gerekiyor peki ama kimin emriyle?
Yani hakim olamadığımız ve hükmedemediğimiz bu kadar çok şey
varken; bizim için gerçek olan ne? Bana sorarsanız ulaşabildiğimiz şeyler
gerçektir. Ancak onların içinde de bizden yitip gitmeyenler diye bir detay var.
İşte bu; hayata dair gerçek sandığımız her şeyi bir serap kılıyor. Bütün bunlar
serap olduğunda ise elimizde tek bir gerçeklik kalıyor. Allah ve bizim O’na
olan bağımız.
Bunu sorgulayın dostlar. Allah ve bizim O’na olan bağımızı
gerçek dışı kılacak bir güç bir olay bir netice var mı? Bu noktada bir cevap
bulmak imkânsız. Allah gerçekliğin ta kendisidir diridir kaimdir. Evveldir
Ahirdir. Peki O’nun sınanmamız için yarattığı bu hayatı ve içinde olup bitenleri
gerçek sanmamıza sebep olan nedir? İşte bu bizim algımızın yanılgısı, zannımız,
ön yargımızdır. Bunlardan arındığında insan ateşe atılan İbrahim gibi ya da
çölde gezinen Musa gibi olabilir. Onlar için tek bir gerçeklik vardı oda
Rablerinin yarattığı içinde O’na kul kalabilmeyi başarmaktı.
Bana sorarsanız dostlar bende sizlerde bunun dışında bir
gerçeklik aramayalım. Bulamayız. Bu güne dek arayanlar mezarlıklarda.
Milyarlarcası.
Bu konuda hissettiğimi düzgün ifade edememiş olabilirim
ancak konuyla bağlantısı olduğunu düşündüğüm ayetleri tamda bu eksiklikten
ötürü buraya not olarak düşüyorum inşallah. Üzerine düşünüp daha güzel bir
sonuç çıkaracaklara selam olsun.
İnfitar suresi 6 - Ey insan, 'üstün kerem sahibi' olan
Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir?
Hud suresi 116 - Sizden önceki nesillerden -kurtardığımızdan
pek azı dışında- yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler
bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise,
içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu-günahkarlardı.
Enbiya suresi 44 - Evet, biz onları ve atalarını
yararlandırdık; öyle ki, ömür onlara
uzun geldi. Fakat şimdi, bizim gerçekten yere gelip onu etrafından
eksiltmekte olduğumuzu görmüyorlar mı? Şu halde, üstün gelenler onlar mı?
Muhammed suresi 25 - Muhakkak, kendilerine hidayet açıkça
belli olduktan sonra, gerisin geri dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır.
Hadid suresi 20 - Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun,
'tutkulu bir oyalama', bir süs, kendi aranızda bir övünme (konusu), mal ve
çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği
ekin ekicilerin hoşuna gitmiştir, sonra kuruyuverir, bir de bakarsın ki sapsarı
kesilmiş, sonra o, bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azap;
Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı, aldanış
olan bir metadan başka bir şey değildir.
Sizin de konuyla ilgili aklınıza gelen ayetler olursa
yayının altına yorum düşün. Birbirimizden fayda edinelim inşallah.
Sinan Yazıcı

Yorumlar
Yorum Gönder