Şeytanın Rızkı
İhtiyar
adam oğlu ile beraber tarladan dönmekteydi. Daha genç ve güçlü olduğu için,
mahsulü yükledikleri arabayı oğlu çekmekteydi. Buna rağmen kendisi epey geride
kalmıştı. Birazda isteyerek yavaşlamıştı yaşlı adam. Zira üzerindeki yorgunluğu
çevresini seyrederken unutuyordu.
Çevresini
seyre dalmışken gözü bir ara oğluna ilişti. Yanına biri yanaşmış bir şeyler
konuşmaktaydılar. Uzakta olduğu için olan biteni izlemekle yetindi. Biraz
sonra oğlunun yanına varan kişi oradan uzaklaştı. Köyden biri olmalıydı
muhakkak ama mesafeden ve yorgun gözlerinden ötürü kim olduğunu çıkaramamıştı.
Bununla beraber ihtiyaçlı gibi görünmesi gözünden kaçmamıştı. Ve aynı zaman da
oğlunun yanından eli boş dönmesi de.
İçinde
büyük bir korku hissetti. ‘’Acaba’’ diye söylendi önce. Sonra da ‘’Hayırdır
inşallah’’ diyerek ağır ağır yürümeye devam etti. Nihayet
eve varmışlardı. İhtiyar adam ne olup bittiğini öğrenmek istiyordu ancak bu
konuda aceleci olmaktan da çekiniyordu.
Mahsulü
arabadan indirdiler. İşleri bittiğin de oğluna dönerek ‘’ne dersin birlikte bi
çay içelim mi yemekten önce, şöyle yorgunluğumuz dinsin’’ dedi. Oğlu da ‘’iyi
olur baba epey yorulduk bu gün, ben anneme sesleneyim de hazır etsin’’ diyerek
içeriye gitti. Adam avludaki çeşmeye yöneldi. Elini yüzünü yıkadı. Sonra bahçedeki
sedire oturdu. Bir
süre sonra oğlu ve hanımı da avluya çıkmışlardı. Hep birlikte oturdular. Kadın
çayları döküp kocasına ve oğluna uzattı.
- ''-Nasıl geçti gününüz'' diye sordu..
Oğlu
‘’güzeldi anne bir aksilik çıkmadı. Ürünü toplayıp geldik’’ dedi.
Kocası
da ‘’evet hanım.. biraz yorulmanın dışında günümüz güzeldi hamd olsun.
Rabbimizin verdiklerinden toplayıp geldik. Ama kimin malını topladık, Allah bu
ürünle kimlere rızık diledi orası bilinmez. Kollayıp gözeterek bunu göreceğiz
inşallah’’ dedi.
Kadın
‘’inşallah bey bak sen böyle söyleyince aklıma geldi Nasılda unutmuşum. Bu gün
köyden Veysel abi seni sordu. Tarlaya gittiğinizi söyledim. Geri dönecekken
sordum bir sıkıntımı var diye. -Bir sıkıntı yok bacım hasan abi çağırmıştı
beni. Bu gün ürün toplamaya gideceklerini, gelip benimde topladıklarından
almamı istemişti. Gelmişlerdir diye düşünüyordum. Madem henüz dönmediler ben
onlara doğru gideyim- dedi ve gitti. Sanırım yanınıza varmıştır.’’ Dedi..
Adam
‘’ Veysel’i çağırmıştım evet ancak yanımıza gelmedi. Biliyorsunuz durumları şu
sıra biraz dar. Rabbim öyle imtihan etmekte. Bir yardımımız olsun diye gel
ihtiyacın kadarını al demiştim’’
Adam
bunları söylerken oğlunun yanına yanaşan adamın köyden arkadaşı Veysel olduğunu
anlamıştı. Kendisi sormak istemiyordu. Ancak konunun böylece kapanıp gitmesine
de gönlü razı değildi. Bu yüzden uzatmaya yönelik konuşmasına devam etti. ‘’acaba
bir sıkıntımı çıktı da gelemedi’’ dediği anda oğlu;
‘’Geldi
baba geldi. Bu gün tarla dönüşünde karşılaştık Veysel abiyle. Selamlaşıp hal
hatır sorduk birbirimize. Sana da selam söyledi.’’ Dedi.
‘’Aleyküm
selam’’ dedi yaşlı adam. ‘’Peki ihtiyacı olanı verdin mi evlat Veysel’e’’ diye
sordu oğluna.
Oğlu
‘’yok baba bir şey vermedim. Zira benden bir şey istemedi. Nasıl ürün
alabildiniz mi diye sordu. Bende bu sene pek ürün yok Veysel abi dedim. Oda
Allah bereketini artırsın dedi. Sonrada yanımdan ayrıldı.’’ Dedi.
Adam
‘’Peki evlat sen ihtiyaçlı olduğunu bilmez miydin Veysel abinin. Bir ikramda
bulunmak gerekmez miydi? Hem ayrıca ürün az demişsin. Neden böyle söyledin?’’ Oğlu
bir an için duraksadı. Sonra ‘’bilmem ki baba bir an öyle söyleyiverdim. Hem az
değil mi baba ürün?’’ dedi babasına.
Adam
‘’bak evlat ürünün azlığı ya da çokluğu hangi ölçüyle baktığına göre değişir.
Ancak bundan daha önemli olan ise; senin ürün azdı derken, senden bir şey
istenmesine mani olmak isteyip istemediğin. ‘’
Oğlu
başını önüne eğmişti. Adam durumu anlamış korktuğu kısmıyla yüz yüze gelmişti.
Ancak daha rahat salat edeceği bir fırsatı da yakalamıştı. Babasının
söylediklerinden sonra bir sessizlik olmuştu. Annesi söze girerek;
‘’Oğlum
Veysel abin istemesin diye mi ürün az dedin.’’ Diye sordu oğluna. Zira oda
durumu hissetmiş ve doğru bir salat için dahil olmak istemişti. Oğlu
annesine dönerek ‘’tamamen öyle değil anne ama ürün bize anca yeter. Sonuçta
herkesin rızkını Allah vermekte, Veysel abinin rızkı ben vermedim diye
kesilecek değil ya’’ dedi. Babası
oğlunun omuzuna elini koydu ve ‘’peki evlat velev ki ikramda bulunduk böyle
yapınca bizim rızkımız mı kesilecekti? ’’ dedi… Oğlu
bir cevap vermemişti.
Adam
hanımına döndü ‘’hanım sen bizim soframızı hazır et’’ dedi. Kadın sofrayı hazırlamak için içeriye gitti. Adam
da yerinden doğrulmuş bardağındaki son yudumları çektikten sonra oğluna dönerek
‘’şunu unutma evlat şeytana sofra kurulmaz. Ne sen doyarsın ne onu
doyurabilirsin. Hem haydi şuraya bir ateş yakta çayımızı üstüne koyalım.
Yemekten sonra içeriz. Olmaz mı?’’ dedi. Oğlu
‘’olur baba hemen yakayım’’ diyerek babasının verdiği işi yapmaya koyuldu.
Ancak babasının şeytana dair söylediğini anlamamıştı. Düşünmekteydi.
Aradan
yarım saat kadar geçtikten sonra sofraları hazır olmuştu. Çayda ateşin üstünde
ısınmaktaydı. Sofraya
oturdular hep birlikte. Adam hanımına ‘’hanım
içeriye git de bir şeyler daha getir. Ben epey acıktım’’ dedi. ‘’Olur bey’’
diyerek kalktı yerinden hanımı. İçeriye gitti. Bir şeyler daha alıp gelmişti.
Getirdiklerini sofraya koymuştu ki
‘’Hanım
bunlarda yetmez sen git biraz daha getir.’’ Dedi adam. Hanımı
önce şaşırdı, eşiyle göz göze geldikten sonra adamın yüzündeki ifadeyi görünce
bir şeyler planladığını anladı. ‘’Getireyim bey’’ diyerek yeniden içeriye
yöneldi. Oğlu da şaşkın gözlerle babasına bakmaktaydı. Kadın
içeriden geldi. Adam kadına ‘’Hanım
bir şeyler kaldı mı içeride’’ diye sordu. ‘’Tabiki
kaldı’’. Dedi hanımı. Adam ‘’öyleyse sen git ne varsa getir’’ dedi. Kadın
itiraz etmeksizin adamın dediğini yaptı. Ortalık yiyecekle dolup taşmıştı.
Oğlu;
babasının yaptığına bir anlam verememişti. Merakla izlemekteydi olan biteni. Adam
‘’Öyleyse bu son yemeğinizmiş gibi yiyin. Hadi Allah’ın adıyla’’ dedi. Yemeğe
başladılar. Çok geçmeden de her biri karnını doyurdu. Adam
eşine ve oğluna ‘’iyice doydunuz mu’’ diye sordu. Oğlu ‘’evet baba’’ dedi. ‘’Ben
daha fazla yiyemem.’’ Annesi de ‘’evet bey doyduk hamd olsun’’ dedi. Adam
‘’peki bu artanlar ne olacak’’ diye sordu? Oğlu
‘’bunları sen istedin baba yiyemeyeceğimiz zaten belliydi.’’ Dedi. Adam
oğluna bakarak ‘’haklısın evlat yesek yesek anca bu kadar işte. Ama görüyorsun
ki burada daha 20 kişiyi doyuracak yiyecek var. Şimdi sen söyle bakalım her
yediği yemek son yemeği, her attığı adım son adımı sayılabilecek biri için
bunca arta kalanın bir değeri olur mu ?’’
Oğlu
‘’insanın ölmesinden mi bahsediyorsun baba’’ diye sordu. ‘’Evet’’ dedi yaşlı
adam. Oğlu
‘’hayır baba hiçbir değeri olmaz’’. Dedi. Durumu anlamıştı. Babasının; bunca
şeyi sofraya neden getirttiğini? Kendisine ne anlatmak istediğini? Babası
‘’peki evlat birde bu ölçüyle bakacak olsak sence bu sene ürünümüzün durumu
nedir?’’ diye sordu. Oğlu
tereddüt bile etmeden ‘’epeyce fazla baba bize de yeter bizim gibi 20 sinede
yeter’’ dedi. Adam
gülümsedi. ‘’Haklısın evlat. Ölçü var her şey az gelir insana, ölçü var tek bir
şey bile çok gelir. Şükrettirir.’’ Dedi.
Adam
hanımına ‘’hanım ellerine sağlık sen soframızı kaldır Allah razı olsun’’ dedi. ‘’
Oğlum sende bize şu çaydan doldur da birlikte içerken sana şeytanla yoldaş olan
birinin hikayesini anlatayım.’’ Dedi.
Oğlu
‘’olur baba’’ dedi. Genç çayları doldurdu babasıyla karşılıklı oturdular. Yaşlı
adam ‘’Oğlum vaktiyle yolculuk eden bir adam varmış. Bu adam pek bi varlık
sahibiymiş. Yolculuğu sırasında şeytanla bir şekilde yolları kesişmiş. Şeytan
ona yoldaşlık teklif etmiş oda kabul etmiş. Yolculuğu boyunca da şeytanla tüm
yiyeceğini içeceğini paylaşmış. Adam
ona her defasın da ikram da bulunmuş. Ancak iş bu ya şeytan doymak nedir
bilmiyormuş. Adam ilk zamanlar bunu sorun etmemiş. Gel zaman git zaman adam
şeytanı doyurmak için neyi varsa ikram etmiş. Kazandığını dökmüş ortaya. Şeytan
her sofrada daha yok mu diye sorar adam da durmadan sunarmış önüne. Sonun da
adamın ikram edecek bir şeyi de kalmamış.
Şeytana
dönmüş ve ‘’Eeee yoldaş görüyorsun ki bende bir şey kalmadı artık bir sofrada
sen kurda birlikte yiyelim’’ demiş.
Şeytan
adama dönmüş ‘’ İkram da bulunmak isterdim ama benim yolum burada ayrılıyor
artık her ikimiz de kendi yoluna gidecek’’ demiş. Adamı kendi başına
bırakıvermiş. Adam
bu yoldaşlık boyunca ne şeytanı doyurabilmiş nede kendi doyabilmiş. Sonunda
yapayalnız kalmış.’’
Çocuk
babasını dikkatlice dinledikten sonra ‘’ne kötü bir yoldaş’’ diye mırıldanmış. Adam
oğluna ‘’evet evlat gerçekten de kötü bir yoldaş. Bak oğlum dünya hayatı yol,
insan yolcu, rabbinin sana verdikleri de O’nu dosdoğru anabilesin diye elindeki
sermayen, azığın. Yüreğin de bir sofra. Yüreğinde cimrilik kıskançlık öfke yani
anlayacağın kötülüğe dair ne varsa o şeytanın rızkı olacaktır. Ama şunu bil ki
asla doymayacak. Sen ne kadar verirsen ver o hep daha yok mu diyecek. Ta ki
senin için zaman dolup hesaba çekileceğin gün gelene dek. Böylelikle sende
rabbinin huzurun da aç kalmış olacaksın. Zira insanı gerçek anlamda doyuracak
olan imandır rabbi anmaktır.
Allah
bizleri her şeyle sınar evladım. Ve yüreğimize bakar. Orada ezmediğin ve sana
zarar verecek ne varsa onu şeytan besleyecektir. Sen sen ol şeytana sofra kurma
oğlum.’’ Dedi..
Oğlu
babasının anlattıklarından çok etkilenmiş ve ikramda bulunmamak adına
ürünlerinin az olduğunu söylemesinden fazlaca utanmıştı. Babası
oğluna ‘’şeytan senden ayrılmadan sen ondan ayrıl evlat’’ dedi. ‘’Bunun tek
yolu tevbe etmek salih amellerde bulunmaktır. Yüreğimiz
imtihanın başladığı yer. Orada hissettiğin her kötü duyguyu rabbine çevir.
Şeytan onu kullanmak istediğin de rabbini an. O zaman göreceksin ki Allah seni
güçlü kılacak. Sana yardım edecek.’’ Dedi.
Oğlu
yerinden doğruldu ‘’baba müsaadenle ben Veysel abinin evine varayım söz
verdiğin üzere ona bir şeyler götüreyim’’ dedi.
Babası
‘’olur evlat işte bunu iyi hatırladın. Benim aklımdan çıkıp gitmişti. Ancak
gelmek konusunda acele etme. Otur Veysel abinle sohbet et. Zira oda senin
sohbetinle doyacaktır.’’ Dedi.
İhtiyar
adam oğlu ile beraber tarladan dönmekteydi. Daha genç ve güçlü olduğu için,
mahsulü yükledikleri arabayı oğlu çekmekteydi. Buna rağmen kendisi epey geride
kalmıştı. Birazda isteyerek yavaşlamıştı yaşlı adam. Zira üzerindeki yorgunluğu
çevresini seyrederken unutuyordu.Çevresini seyre dalmışken gözü bir ara oğluna ilişti. Yanına biri yanaşmış bir şeyler konuşmaktaydılar. Uzakta olduğu için olan biteni izlemekle yetindi. Biraz sonra oğlunun yanına varan kişi oradan uzaklaştı. Köyden biri olmalıydı muhakkak ama mesafeden ve yorgun gözlerinden ötürü kim olduğunu çıkaramamıştı. Bununla beraber ihtiyaçlı gibi görünmesi gözünden kaçmamıştı. Ve aynı zaman da oğlunun yanından eli boş dönmesi de.
İçinde büyük bir korku hissetti. ‘’Acaba’’ diye söylendi önce. Sonra da ‘’Hayırdır inşallah’’ diyerek ağır ağır yürümeye devam etti. Nihayet eve varmışlardı. İhtiyar adam ne olup bittiğini öğrenmek istiyordu ancak bu konuda aceleci olmaktan da çekiniyordu.
Mahsulü arabadan indirdiler. İşleri bittiğin de oğluna dönerek ‘’ne dersin birlikte bi çay içelim mi yemekten önce, şöyle yorgunluğumuz dinsin’’ dedi. Oğlu da ‘’iyi olur baba epey yorulduk bu gün, ben anneme sesleneyim de hazır etsin’’ diyerek içeriye gitti. Adam avludaki çeşmeye yöneldi. Elini yüzünü yıkadı. Sonra bahçedeki sedire oturdu. Bir süre sonra oğlu ve hanımı da avluya çıkmışlardı. Hep birlikte oturdular. Kadın çayları döküp kocasına ve oğluna uzattı.
Oğlu ‘’güzeldi anne bir aksilik çıkmadı. Ürünü toplayıp geldik’’ dedi.
Kadın ‘’inşallah bey bak sen böyle söyleyince aklıma geldi Nasılda unutmuşum. Bu gün köyden Veysel abi seni sordu. Tarlaya gittiğinizi söyledim. Geri dönecekken sordum bir sıkıntımı var diye. -Bir sıkıntı yok bacım hasan abi çağırmıştı beni. Bu gün ürün toplamaya gideceklerini, gelip benimde topladıklarından almamı istemişti. Gelmişlerdir diye düşünüyordum. Madem henüz dönmediler ben onlara doğru gideyim- dedi ve gitti. Sanırım yanınıza varmıştır.’’ Dedi..
Adam ‘’ Veysel’i çağırmıştım evet ancak yanımıza gelmedi. Biliyorsunuz durumları şu sıra biraz dar. Rabbim öyle imtihan etmekte. Bir yardımımız olsun diye gel ihtiyacın kadarını al demiştim’’
‘’Geldi baba geldi. Bu gün tarla dönüşünde karşılaştık Veysel abiyle. Selamlaşıp hal hatır sorduk birbirimize. Sana da selam söyledi.’’ Dedi.
‘’Aleyküm selam’’ dedi yaşlı adam. ‘’Peki ihtiyacı olanı verdin mi evlat Veysel’e’’ diye sordu oğluna.
Oğlu ‘’yok baba bir şey vermedim. Zira benden bir şey istemedi. Nasıl ürün alabildiniz mi diye sordu. Bende bu sene pek ürün yok Veysel abi dedim. Oda Allah bereketini artırsın dedi. Sonrada yanımdan ayrıldı.’’ Dedi.
Adam ‘’Peki evlat sen ihtiyaçlı olduğunu bilmez miydin Veysel abinin. Bir ikramda bulunmak gerekmez miydi? Hem ayrıca ürün az demişsin. Neden böyle söyledin?’’ Oğlu bir an için duraksadı. Sonra ‘’bilmem ki baba bir an öyle söyleyiverdim. Hem az değil mi baba ürün?’’ dedi babasına.
Adam ‘’bak evlat ürünün azlığı ya da çokluğu hangi ölçüyle baktığına göre değişir. Ancak bundan daha önemli olan ise; senin ürün azdı derken, senden bir şey istenmesine mani olmak isteyip istemediğin. ‘’
Oğlu başını önüne eğmişti. Adam durumu anlamış korktuğu kısmıyla yüz yüze gelmişti. Ancak daha rahat salat edeceği bir fırsatı da yakalamıştı. Babasının söylediklerinden sonra bir sessizlik olmuştu. Annesi söze girerek;
‘’Oğlum Veysel abin istemesin diye mi ürün az dedin.’’ Diye sordu oğluna. Zira oda durumu hissetmiş ve doğru bir salat için dahil olmak istemişti. Oğlu annesine dönerek ‘’tamamen öyle değil anne ama ürün bize anca yeter. Sonuçta herkesin rızkını Allah vermekte, Veysel abinin rızkı ben vermedim diye kesilecek değil ya’’ dedi. Babası oğlunun omuzuna elini koydu ve ‘’peki evlat velev ki ikramda bulunduk böyle yapınca bizim rızkımız mı kesilecekti? ’’ dedi… Oğlu bir cevap vermemişti.
Adam hanımına döndü ‘’hanım sen bizim soframızı hazır et’’ dedi. Kadın sofrayı hazırlamak için içeriye gitti. Adam da yerinden doğrulmuş bardağındaki son yudumları çektikten sonra oğluna dönerek ‘’şunu unutma evlat şeytana sofra kurulmaz. Ne sen doyarsın ne onu doyurabilirsin. Hem haydi şuraya bir ateş yakta çayımızı üstüne koyalım. Yemekten sonra içeriz. Olmaz mı?’’ dedi. Oğlu ‘’olur baba hemen yakayım’’ diyerek babasının verdiği işi yapmaya koyuldu. Ancak babasının şeytana dair söylediğini anlamamıştı. Düşünmekteydi.
Aradan yarım saat kadar geçtikten sonra sofraları hazır olmuştu. Çayda ateşin üstünde ısınmaktaydı. Sofraya oturdular hep birlikte. Adam hanımına ‘’hanım içeriye git de bir şeyler daha getir. Ben epey acıktım’’ dedi. ‘’Olur bey’’ diyerek kalktı yerinden hanımı. İçeriye gitti. Bir şeyler daha alıp gelmişti. Getirdiklerini sofraya koymuştu ki
‘’Hanım bunlarda yetmez sen git biraz daha getir.’’ Dedi adam. Hanımı önce şaşırdı, eşiyle göz göze geldikten sonra adamın yüzündeki ifadeyi görünce bir şeyler planladığını anladı. ‘’Getireyim bey’’ diyerek yeniden içeriye yöneldi. Oğlu da şaşkın gözlerle babasına bakmaktaydı. Kadın içeriden geldi. Adam kadına ‘’Hanım bir şeyler kaldı mı içeride’’ diye sordu. ‘’Tabiki kaldı’’. Dedi hanımı. Adam ‘’öyleyse sen git ne varsa getir’’ dedi. Kadın itiraz etmeksizin adamın dediğini yaptı. Ortalık yiyecekle dolup taşmıştı.
Oğlu; babasının yaptığına bir anlam verememişti. Merakla izlemekteydi olan biteni. Adam ‘’Öyleyse bu son yemeğinizmiş gibi yiyin. Hadi Allah’ın adıyla’’ dedi. Yemeğe başladılar. Çok geçmeden de her biri karnını doyurdu. Adam eşine ve oğluna ‘’iyice doydunuz mu’’ diye sordu. Oğlu ‘’evet baba’’ dedi. ‘’Ben daha fazla yiyemem.’’ Annesi de ‘’evet bey doyduk hamd olsun’’ dedi. Adam ‘’peki bu artanlar ne olacak’’ diye sordu? Oğlu ‘’bunları sen istedin baba yiyemeyeceğimiz zaten belliydi.’’ Dedi. Adam oğluna bakarak ‘’haklısın evlat yesek yesek anca bu kadar işte. Ama görüyorsun ki burada daha 20 kişiyi doyuracak yiyecek var. Şimdi sen söyle bakalım her yediği yemek son yemeği, her attığı adım son adımı sayılabilecek biri için bunca arta kalanın bir değeri olur mu ?’’
Oğlu ‘’insanın ölmesinden mi bahsediyorsun baba’’ diye sordu. ‘’Evet’’ dedi yaşlı adam. Oğlu ‘’hayır baba hiçbir değeri olmaz’’. Dedi. Durumu anlamıştı. Babasının; bunca şeyi sofraya neden getirttiğini? Kendisine ne anlatmak istediğini? Babası ‘’peki evlat birde bu ölçüyle bakacak olsak sence bu sene ürünümüzün durumu nedir?’’ diye sordu. Oğlu tereddüt bile etmeden ‘’epeyce fazla baba bize de yeter bizim gibi 20 sinede yeter’’ dedi. Adam gülümsedi. ‘’Haklısın evlat. Ölçü var her şey az gelir insana, ölçü var tek bir şey bile çok gelir. Şükrettirir.’’ Dedi.
Oğlu ‘’olur baba’’ dedi. Genç çayları doldurdu babasıyla karşılıklı oturdular. Yaşlı adam ‘’Oğlum vaktiyle yolculuk eden bir adam varmış. Bu adam pek bi varlık sahibiymiş. Yolculuğu sırasında şeytanla bir şekilde yolları kesişmiş. Şeytan ona yoldaşlık teklif etmiş oda kabul etmiş. Yolculuğu boyunca da şeytanla tüm yiyeceğini içeceğini paylaşmış. Adam ona her defasın da ikram da bulunmuş. Ancak iş bu ya şeytan doymak nedir bilmiyormuş. Adam ilk zamanlar bunu sorun etmemiş. Gel zaman git zaman adam şeytanı doyurmak için neyi varsa ikram etmiş. Kazandığını dökmüş ortaya. Şeytan her sofrada daha yok mu diye sorar adam da durmadan sunarmış önüne. Sonun da adamın ikram edecek bir şeyi de kalmamış.
Şeytana dönmüş ve ‘’Eeee yoldaş görüyorsun ki bende bir şey kalmadı artık bir sofrada sen kurda birlikte yiyelim’’ demiş.
Şeytan adama dönmüş ‘’ İkram da bulunmak isterdim ama benim yolum burada ayrılıyor artık her ikimiz de kendi yoluna gidecek’’ demiş. Adamı kendi başına bırakıvermiş. Adam bu yoldaşlık boyunca ne şeytanı doyurabilmiş nede kendi doyabilmiş. Sonunda yapayalnız kalmış.’’
Çocuk babasını dikkatlice dinledikten sonra ‘’ne kötü bir yoldaş’’ diye mırıldanmış. Adam oğluna ‘’evet evlat gerçekten de kötü bir yoldaş. Bak oğlum dünya hayatı yol, insan yolcu, rabbinin sana verdikleri de O’nu dosdoğru anabilesin diye elindeki sermayen, azığın. Yüreğin de bir sofra. Yüreğinde cimrilik kıskançlık öfke yani anlayacağın kötülüğe dair ne varsa o şeytanın rızkı olacaktır. Ama şunu bil ki asla doymayacak. Sen ne kadar verirsen ver o hep daha yok mu diyecek. Ta ki senin için zaman dolup hesaba çekileceğin gün gelene dek. Böylelikle sende rabbinin huzurun da aç kalmış olacaksın. Zira insanı gerçek anlamda doyuracak olan imandır rabbi anmaktır.
Allah bizleri her şeyle sınar evladım. Ve yüreğimize bakar. Orada ezmediğin ve sana zarar verecek ne varsa onu şeytan besleyecektir. Sen sen ol şeytana sofra kurma oğlum.’’ Dedi..
Oğlu babasının anlattıklarından çok etkilenmiş ve ikramda bulunmamak adına ürünlerinin az olduğunu söylemesinden fazlaca utanmıştı. Babası oğluna ‘’şeytan senden ayrılmadan sen ondan ayrıl evlat’’ dedi. ‘’Bunun tek yolu tevbe etmek salih amellerde bulunmaktır. Yüreğimiz imtihanın başladığı yer. Orada hissettiğin her kötü duyguyu rabbine çevir. Şeytan onu kullanmak istediğin de rabbini an. O zaman göreceksin ki Allah seni güçlü kılacak. Sana yardım edecek.’’ Dedi.
Oğlu yerinden doğruldu ‘’baba müsaadenle ben Veysel abinin evine varayım söz verdiğin üzere ona bir şeyler götüreyim’’ dedi.
Babası ‘’olur evlat işte bunu iyi hatırladın. Benim aklımdan çıkıp gitmişti. Ancak gelmek konusunda acele etme. Otur Veysel abinle sohbet et. Zira oda senin sohbetinle doyacaktır.’’ Dedi.
Yorumlar
Yorum Gönder