Bir tren seferinde kesişecekti hayatları. Birbirlerinden haberleri yoktu bu anlamıyla ancak
olacak olan olmaktaydı Rabbin dilemesiyle. Genç delikanlı oturduğu yerde elindeki telefonla ilgilenmekteydi. Öylesine dalmıştı ki gelip geçeni fark edecek bir duyarlılığı da kalmamıştı.
O esnada kendi bulunduğu yere doğru gelen ve kucağında bebeği olan bir anneyi görmemişti. Kadının kucağında bebeği vardı ve bir elinde de bebeğini oyalamak için aldığı belli olan küçük bir meyveli yoğurt kasesi duruyordu.
Gencin yakınına yanaşmıştı ki ayağı takıldı ve biraz öne doğru sendelemiş oldu. Bu esnada elindeki küçük kase gencin üzerine düştü. Pantolonu meyveli yoğurda bulanmıştı. Annenin kucağındaki bebek şirin bir gülüşle fark etmişti olan biteni.
Genç ise yüksek bir sesle ''dikkat etsene kardeşim'' diyerek çıkıştı kadına. Yüksek bir sesle konuşuyor ve olaya sebep olan kadını azarlıyordu. Kadının kendisinden özür dilemesine rağmen. Öyle ki kadın mahcup bir şekilde ileriye doğru yürümeye devam ederken bile genç yerine oturmuş söylenmeye devam ediyordu. İşte tam o anda karşısında kendisine doğru dönük oturan yaşlı bir adam ile göz göze geldi. Kendi kaşları yeterince çatıktı olayın etkisinden lakin yaşlı adamın yüzü sanki olacakları daha öncesinden bilircesine bir ifade yüklüydü.
Bir süre göz göze bakıştıktan sonra yaşlı adam gence '' efendin seni yanılttı'' diye seslendi. Genç hiddetle ayağa kalkarak “kimse benim efendim olamaz” dedi ve oradan uzaklaştı.
Tek bir sahneden ibaret konuşmuşlardı ve
hatta bu konuşma yaşlı adamın söylediğinden ibaret kalmıştı.
Genç kendi ineceği durak geldiğinde trenden inmiş ve evinin yolunu tutmuştu. Yürürken kızgınlığını perçinleyecek şeyler düşünmekteydi. "İnsanlar dikkatli olmalı" diyordu kendi kendine. Yaşlı adamı düşündüğünde "her işe de karışmamalı" diyordu. Bunun gibi şeyleri düşünürken bir yandan da yaşlı adamın dediğini düşünmeden edemiyordu. Ne efendisinden bahsetmişti. Kim efendilik edecekti ki kendisine. Ayrıca kendini yanılttığını söylemekteydi.
Bütün bunları düşünüp duygularını akışına bırakmışken gözünün önüne bir görüntü takıldı. Yoğurdun düştüğü anda bebeğin verdiği tepki nihayet aklına gelmiş ve gülüşündeki masumiyet bir anda tüm duygularını alt üst etmişti. "Ne kadarda tatlı ve komikti" diyerek söylendi yine kendi kendine. Yüzünde bir tebessüm vardı. Bunu hissetmişti ve sonunda şu yorumu yapmıştı yaşadığına. "Pantolonum kirlense de bir bebeğin gülmesine sebep oldu. Bu işin tek güzel olan kısmı da bu olsa gerek" demişti.
Nihayet evine de gelmişti. Kapıyı açıp içeri girdikten sonra üzerini değişti ve pencerenin hemen yanındaki tekli koltuğa biraz gerilerek oturdu. Farkında değildi ancak yaşlı adamın söylediğini enine boyuna düşünmeye başlamıştı. Soruyordu efendi kim, kime efendilik etmişti. Ayrıca nasıl bir efendi insanı yanıltabilir diki?
Zihninde yaşlı adamın sözleri, gözlerinin önünde ise bebeğin gülümseyişi. Bütün bunları düşünürken olay esnasındaki başka görüntüler gözünün önüne gelmeye başlamıştı. Annenin yüz ifadesini anımsadı birden. Çok mahcup bir haldeydi ve utanmıştı. Bu görüntü aklına bir şimşek gibi düşmüştü ve o an kendisini çok kötü hissetmişti.
"Neden
buna sebep oldum ki" diye şaşkın bir soru yöneltti kendine.. Ve sonrasın
da kendisine şahitlik edenlerin kendi hakkındaki düşüncelerini merak etti. Daha
sonra yanında oturan küçük çocuğa nasıl bir örneklik teşkil ettiğini... Aklına
o kadar çok şey gelmişti ki nasıl olmuştu da bunları o an fark edemediğini
düşünmeye başladı.
Bütün bunları düşünürken bir bebeğin gülümsemesine sebep olmanın; hem de buna dair hiçbir şey yapmadan böyle bir şeyin parçası olmanın ne kadar değerli olduğunu ve hayatta buna karşılık olacak bir değer bulamayacağını hissediyordu.
Şimdi gerçek bir soru sormaktaydı kendine. Böylesi güzel bir şeyin parçası olurken nasıl olurda böylesi çirkin bir tepki verebilmişti.
Dona kalmıştı. Yaşadığını yaşamamış olmayı
diledi defalarca ancak bu gerçekti.
Bir anda kalktı oturduğu yerden. O anneden özür dilemek istedi ancak bunun neredeyse imkansız olduğunu hissetti. Sonra "yaşlı adamı bulabilir miyim" diye geçirdi içinden. Sonra bunun da anlamsız olacağını düşündü. "Varacağı yere çoktan varmıştır" dedi. Sonra üzgün bir halde oturdu tekrar. Yaşlı adamın kendisini nasıl bulabileceğini düşünüyordu. Ne söylemeye çalışmıştı?
Bahsettiği efendi kimdi? Bunu anlamalıydı. Yaşlı
adamın kendi haline dair bir şey söylediğini hissediyordu ve kaçırmış olduğu
onca şeyin yanında isabetli olduğundan da neredeyse emin olmuştu.
Ertesi güne dair bir plan yaptı aynı saatte aynı duraktan trene bindi. Belki yaşlı amca ile karşılaşabilirim diye umut etmişti. Treni baştan sona hızla geçti. Tekrar geri döndü ancak sonuç beklediği gibi olmamıştı. O an amcanın tek seferlik binmiş olabileceği geldi aklına. Sonra bu ihtimali yeni bir umutla geçiştirdi ve ''belki hastadır'' diyerek yarında aynını yapmaya karar verdi. Ertesi gün de sonuç bir gün öncekinden farklı olmamıştı. Buna rağmen yaptığı ve peşine düşmüş olduğu şey kendisini biraz olsun rahatlatmıştı. İyi hissettiriyordu ve bundan vazgeçmek istemiyordu. Tam bir hafta bunu tekrarladı.
Ve nihayet tren içinde gezinirken içeri girdiği vagonun sonunda yaşlı adamı gördü. İçindeki mutluluğu gizliyordu ancak seni buldum diye haykırmak geçiyordu içinden. İşte orada oturmaktaydı zihnini bulandıran sözleri sarf eden adam. İşte oracıktaydı ve soracaktı sözlerinin anlamını.
Hemen dibinde ki boş koltuğa oturdu ve uzaktan uzağa yaşlı adamı izlemeye başladı. Yanına gitmedi onunla aynı durakta inip konuşmanın daha iyi olacağını düşünmüştü. Nihayet yaşlı adam kalktı ve inmek için hazırlandı. Genç; yaşlı adam ile birlikte inmişti trenden. Kalabalığın içinde onu izliyordu Yine yanına varamamıştı. Onu korkutmaktan çekinmişti. Düzgün bir şekilde yaklaşmak ve öylece tanışmak istedi.
Bu düşünceler içinde yaşlı adamı takip etmeye
başlamıştı bile. Onu düşünüyordu kimdi, ne yapmaktaydı. Nereye gitmekteydi. Pek
acelesi de yok gibiydi.
Nihayet yaşlı amca bir huzur evinin kapısından içeri girmişti. Delikanlı orada kaldığını anlamıştı. Ancak ardından içeri girememişti. Düşünüyordu huzur evinin karşısında. Acele edecek bir durumu yoktu zira artık yaşlı adamın nerede olduğunu öğrenmişti. Plan yapıyordu. En uygun nasıl çıkabilirdi karşısına. Bu planları yaparken huzur evini düşünmeye başlamıştı bile. İnsanlar burada ne yapar neden burada kalırlar diye. Bir toplumun kendi büyüklerini; annesini babasını böylesi bir yere bırakma sebebini düşündü uzun uzadıya. Geçerli bir sebep gelmiyordu aklına. Sinirlenmişti böyle bir sonuca. Kendi anne babasından ayrı olduğu için mi kızdırmıştı bu sonuç kendisini? Hayır, bu anne ve babasından uzakta olmasıyla ilgili değildi. Bundan emindi. Böylesi bir evin varlığı her ne kadar ihtiyaçla ilgili olsa da bu ihtiyacın ortaya çıkmasına sebep olanların varlığı onu rahatsız etmişti. Zira insanların sırf kendi hayatlarını daha iyi daha rahat geçirmek adına büyüklerini böyle yalnızlığa terk ediyor olmaları yanlıştı ve öfkesini artırmıştı. Fedakarlıkta bulunulması gereken bir zamanda insanları feda etmek gerçekten çirkin bir işti. Ancak neticede oradaydı işte.
"Ben böyle olmayacağım" diye geçirdi içinden.
Annenin yüzündeki mahcubiyetin kendi üzerindeki kırbaç etkisi belki de düşündürmekteydi kendisine bütün bunları. Vicdanı artık kontrolü ele geçirmiş durumdaydı ve kendisi de bu halinden memnundu. Bu yüzden yakaladığı bu fırsatı iyi değerlendirmek istiyordu. Orada yaşayanlar kendisi için değerli bir hale gelmişti. Sadece amcayı görmek değil artık huzur evinde kalanlara dair bir takım şeyler yapmak istedi. Durduğu yerden huzur evine doğru yürümeye başladı. İçeri girdi ve yetkili bir kişinin yanına gitti. Kendisinin orada kalmakta olanlara dair bir şeyler yapmak istediğini bu yüzden kalanlara dair bilgi almak istediğini belirtti. Yetkili bundan memnun kalmıştı. Uzun bir sohbetten sonra maksadına ulaşmıştı. Yapacaklarını planlamış ve işe koyulmuştu. Birtakım hediyeler almıştı. Her birini kendi evinde güzelce paketlemişti. Yine bir kaç çeşit yiyeceği de yanına katmıştı.
Bir taksi tutup huzur evine gitti. İçeri girdiğinde kendisini çalışanlardan biri karşıladı ve yetkili kişiyi çağırmak üzere koridorun sonundaki odaya gitti. Biraz sonra daha önce konuşmuş olduğu yetkili kişi sevinçle ve hızlı adımlarla gencin yanına geldi. Çok memnun kaldığı yüzünden okunuyordu. Huzur evinin genişçe bir salonu vardı. Orayı hazırladılar. Ve huzur evi sakinlerini de oraya getirdiler. Hediyeler dağıtılıyor yiyecek ve içecekler ikram ediliyordu. Genç çok mutlu olmuştu. Nemli gözler görmekteydi çevresinde. Yaptığından ötürü kendisine ıslak kirpiklerle bakan gözler. Her biri mutluydu. Sevinmişti. Buna şahit oldukça kendisi de sevinçle dolmuştu. İşte o anda yanında duran yaşlı adamı fark etmemişti. Zira meşgul olduğu iş orada ne için bulunduğunu unutturmuştu.
Yaşlı adam gence iyice yakınlaştı ve ona doğru eğilerek ''efendin seni doğrulttu'' diye seslendi. Genç bir anda adama döndü. Kendisini hatırladığını anladı. Zira yine bir çift söz duymuştu yaşlı adamdan. Sarıldı ona ve kendisini ziyaret etmek için geldiğini söyledi. Bir kenara çekilip oturdular. Uzunca bir sohbetten sonra genç yaşlı adama “size sormak istediğim bir şey var” dedi. Yaşlı adam hissetmekteydi soracağını ancak acele etmedi “buyur” dedi gence. “Bana daha önce efendin seni yanılttı demiştiniz ben bunu sormak isterken şimdi bana efendin seni doğrulttu dediniz. Bana bunu izah eder misiniz?” dedi genç.
Yaşlı adam “tabi ki” dedi gülümserken. Ve konuşmasına şöyle devam etti. “Allah insanı iki şey üzere yaratmıştır. Birisi fücurdur. Öyledir ki insanın kötü yanını kötüye olan merakını ve meylini ifade eder. Nefsini ilah edinenler diye de geçmekte Rabbin kitabında. Onu efendi edinenler bencil tutkularından ve haddi aşmış tavırlarından arınamazlar. Onlara hep kötülüğü emreder. Ta ki bütün işler Allah'a döndürüldüğü gün bir aldanış olarak kişinin neticesi olana dek.
Birde takva vardır ki oda insanda hep güzel olanı besler. Güzel olanı sevdirir ve güzel olan işlere yönlendirir. Ta ki bütün işlerin Allah'a döneceği gün en güzel olan sonucun insanın neticesi olana dek.
İşte bu ikisi efendilik eder insana tercihlerine göre. Sen o gün bir efendi seçmiştin kendine ve o efendi de seni yanıltıp aldatmıştı. Şeytanda buna yardımcı olmuştu.
Bu gün ise görüyorum ki sen diğer efendiye
kulak vermişsin. Oda seni güzel işler yapmaya yöneltmiş.
Birbirimize olan şahitliğimiz sözlerimizden işittiklerimizden hallerimizden ibaretken bunların bir edebinin olmaması ne kötü bir iş olur değil mi? İşte böylesi bir durumda sevginin hoşgörünün güzel ahlakın alçakgönüllü olmanın.. Yani en temelde rab korkusunun kıymetini kaybetmiş oluruz. Buda bizi en büyük yokluğa sürükler. Gerçek olan şudur ki bütün işlerin bir adabı vardır evladım. Bu edep seninle kötü işler arasında bir engel teşkil eder. Eğer bu engel aradan çıkarsa artık kötülükle aranda bir mesafe kalmaz ve içine düşmen de an meselesi olur.”
Genç yaşlı adamı dikkatlice dinlemişti. Geçirmiş olduğu bir hafta söyledikleriyle gayet uyumluydu. Bu kendisini memnun etmişti. Huzur evinin kapısında ayakta dikilmiş derin bir nefes almıştı.
Hazır hissediyordu kendisini. Önündeki yaşamı nasıl geçireceğini bilmekteydi. Artık kendisi de içten içe mırıldan maktaydı her insan için geçerli olan bu durumu, adım adım uzaklaşırken oradan.
“Efendin olur bir tek sana hizmet eder, kendin hoşnut olursun ancak Allah’ın hoşnutluğunu kaybedersin. Efendin olur senden başka herkese hizmet eder, sen hoşnut olurken Allah’ın hoşnutluğunu da kazanırsın...”
SİNAN YAZICI
Yorumlar
Yorum Gönder